top of page

Çatalhöyük, Sille, bir de 'tropikal' Konya...

  • Yazarın fotoğrafı: murat cengizer
    murat cengizer
  • 23 Nis
  • 4 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 2 gün önce

Konya'yı Mevlana ile Selçuklular'ın yaşam noktası olarak biliyoruz. Kentin en eski yerleşimi Çatalhöyük'ü keşfetmek için merkezin bu defa 50 km güneydoğusuna doğru yol alıyoruz.


Cilalı taşçıların yuvalarını iki tepe üstüne kurduğu Çumra'dayız. Bugün Küçükköy sınırları içinde yer alan bölgede gördüğümüz manzara fazlasıyla ilginç...


Burada hayat 9500 yıl önce başlıyor. Neolitik atalarımız Anadolu'da ilk evin inşaatına, hatta mimarlığına burada soyunuyor. Toplayıcılığı avcılığı bir kenara bırakıp 13 katlı yerleşik düzene geçiyorlar.


Anadolu'nun farkında olmadan ilk buğdaycıları, tarım devrimcileri oluyorlar


İki bin sene boyunca belki 10 bin insanın önüne tabak koyuyorlar.


Çatalhöyüklü evini kerpiçten, kamıştan, kilden yapıyor.


Evine zeminden değil, damdan giriyor.


İçeride bir oda var, bir de depo... Isınmayı, pişirmeyi tek göz odada bir ocaktan çözüyor.


Her katta fark ettiğimiz, damlara uzanan ahşap bir merdiven ve o basamaklardan inilen odalarda rengarenk, birbirine bitişik nişli duvarlar...Beyaz sıva üstüne avcılarını, dansçılarını çiziyorlar, bir de kendilerini gururlandıran vahşilerini...


Avladıkları hayvanın başını "bereketli olsun” diye kille doldurup duvarlara asıyorlar.



Mezarlar ötede beride değil. Atalarını hemen tek odalı evlerinin altına gömüyorlar, seki altına da sepet içinde zamansız göçen çocuklarını…


Ölen anne babanın mezarımsı odasını sonradan toprakla dolduruyor, üzerine yeni aileyle yeni hayat katları çıkıyorlar. Bundan ötürü ördükleri duvarların boyu 21 metreyi buluyor, sokak nedir bilmiyorlar.


Bereketi simgeleyen iri memeli, geniş kalçalı ilk tanrıçaları her şeyin üstünde…


Kemikten ok, soğumuş volkan camından mızrak yapıyorlar.


Adını bugün UNESCO'ya yazdıran höyükte 9000 yıllık kilim motifleri üzerinden Anadolu'ya ilk folklorik mesajları veriyorlar.


Konya’daysan, kente bir uğradıysan burayı görmeden geçme.


Çatalhöyük bir antikten, hatta şimdiye dek gördüklerinden galiba biraz fazlası…




SİLLE KÖYÜ:


Konya'nın bu defa Selçuklu ilçesine doğru ilerliyoruz. İkinci durak Rum köyü Sille...


İsminin nereden geldiği meçhul… Ya Yunanca “köpürdükçe coşan” anlamındaki Silenos çayından devşirilmiş, ya Su Perisi Sylla’dan…


Beş bin yıl önce deniz seviyesinden 1 km yükseğe kuruluyor Sille.


Yaylalamaya önce Frigyalılar geliyor, sonra Doğu Romalılar…


Dar vadisinde taş evleri, 1400 yıllık Bizans kalesi Gavela'sı, Akhamam'ı, içinde saat ve takvimlerin sıralandığı Zaman Müzesi, mumcuları, kilimcileri, hediyelik eşya dükkanları, iç açıcı kafeleri ve Taşköprü’sü bir bir çıkıyor karşımıza.



Sille eskinin Hac yolu… İlk havariler Aziz Paul eşliğinde burada barınıyor, erken dönem Hristiyanları Kudüs'ten önce ilk buraya uğruyor. Sille dağlarının kutsandığı mistik ortamda volkanik kayadan kilise, taştan şapel inşa ediliyor.


Silleli’nin haliyle uğrak yeri Ak Manastır oluyor.


800 yıllık ibadethaneye sadece hacılar değil, devrin Mevleviler’i ile köye yerleştirilen Hristiyan Peçenek Türk'ü de uğruyor.  


Köyde 40’ı hala ayakta, 60 kilise var ama cemaati sır... Duvarlar arasında dolanırken her Rum köyünde aklıma takılan soru Sille çayında da hatırlatıyor kendini:


Türkler ve Rumlar Balkanlar'daki gibi Sille'de de yan yana mahalleler kurup 900 yıl boyunca aynı potada erimiş, kimliklerini korumuş. Bu mistik komşulukta ciddi çatışmalar da yaşanmamış. Sille ahalisi 13 mahalleli köyün kahvehanesinde, cami ve kilise avlusunda ortak kelamda bulunmuş, sıkıntılar belki de farkında olmadan birlikte paylaşılmış.


Peki ortalık sonradan neden griye çalmış? Organik puzzle’a kim kıymış; Dünya Savaşı mı, kaybını geri alma hırsıyla tahrik edilen Yunan siyaseti mi, Batı’ya olan kronik güvensizliğimiz mi, sonumuzu getiren Rus savaşları mı, yoksa entübe edilen Osmanlı mı, Mübadele mi?


Sille'de tam 7 asır azınlıkta kalan taraf bizdik oysa. N'oldu da aynı köy bir kaç yıl içinde Rum’unu, yapı taşını tümüyle yitirmek zorunda kaldı?  



Issız sorularla Aya Elenia’nın yanına sokuluyoruz.


Şehrin merkezinde dikkat çeken mimari yapının içindeyiz.


Doğu Roma’da Hristiyanlığı kabul eden ilk İmparator Konstantin’in annesi Helena tarafından 327 yılında yaptırılıyor kilise. Valide hanım,  Anadolu’da ilk dindarlara yapılan Roma zorbalığını unutmamış olacak ki 2 bin derece sıcağa dayanıklı Sille taşı'yla ördürüyor duvarları.


Kilisenin tasvirlerinde Meryem Ana, Hz.İsa’nın vaftizi, yasak elma var. Tabii o tuhaf elmayı tadan Adem ile Havva ve cennetten kovuluş da…


Sille turizmi bu tasvirlerle köyün otantik çeşmesine, çay üstündeki köprü ve kafelerine akıyor. Ahşap direkli Çay camisi gezgin akınına uğrayan diğer yerlerden…


Tüm Sille’yi etkisi altına alan Rum-Selçuklu ahşap işçiliği 1800’lerde yapılan camiinin mihrabına, minberine, oyma süslemelerine dokunup geçmiş.  


Alt katı okul olarak inşa edilen cami Sille çayına renk katarken kentteki 3.durağa hareket ediyoruz. Sırada kelebekler var.



TROPİKAL KELEBEK BAHÇESİ:


Konya'da Mevlana Müzesi ya da Çatalhöyük kadar merak uyandıran bir merkez Kelebek Vadisi...


Burası özel bir bahçeden çok 15 tür kelebeğin yaşamıyla ilgili soruların cevap bulabildiği bir müze... Cam tavan altında binlerce kelebek başınıza, omzunuza, kollarınıza konarak bir saatlik turu neredeyse sizinle tamamlıyor.


Tropikal alanda sizi böcek sinemasından 6 familyalık kelebek sınıfına, içindeki böceklerin 50 bin kat büyütüldüğü yaşam köyünden kelebeğin yaptığı kura kadar bir dizi çekim noktası karşılıyor



Tasarımı İngilizler'e ait olan bahçenin kapıları ziyaretçilere sabah 09.30'da açılıyor. Selçuklu'da 11 yıl önce kelebek şeklinde inşa edilen bu tropikal yerleşkenin kapanış saati ise 17.30...


Türkiye'de kelebeklerin koruma altına alındığı ilk müze alanı olarak kayıtlara geçen Tropikal Kelebek Bahçesi son yıllarda Konya'nın en kalabalık noktaları arasında yer alıyor.


Bir hatırlatma: Müzenin tropik sıcağa uyumlu olması gerektiği için içeriye tişörtle girmenizde fayda var, kalın kazak ya da montları unutun.



PANORAMA KONYA MÜZESİ:


Mevlana Müzesi, Çatalhöyük, Sille ve Kelebek Bahçesi'nden sonra açıkçası çok merak ettiğim bir yer değildi Panorama Konya. Ama içeriye girdiğim anda önce bu gönülsüzlüğümü sorgulamaya başladım, sonra da balmumu heykelleri ile minyatürlerin yanında aldım soluğu.


Panorama Konya'nın özellikle en üst katında zaman algısı yok. Orada Konya Selçuklular'ının 800 yıl önceki çarşı pazar halleri var, hayvan satıcıları, çekik gözlü Özbek tacirleri var.


Tabii Mevleviler'in coğrafi güzergahından tezgahını tazeleyen Karatay ekmekçilerine, Konya çarşısında nefes alan papazlardan devrin yünlü-pamuklu modasına kadar da bir dizi hikaye...



Müzenin giriş katındaysa Türkiye ve Ortadoğu'daki Mevlevihane'lerin minyatürleri sergileniyor. Mevlana ve Şems Kapıları, tarihi medreseler, Selçuklu Taç Kapısı, 17 ayrı kubbe, özellikle Rumi'nin ailesiyle yaptığı yolculuğu gösteren haritalar ilgiyle gezilen noktalardan...


Karatay'da yer alan Panorama Konya, Mevlana Müzesi'ne yürüme mesafesinde...







Yorumlar


Abonelik Formu

Gönderdiğiniz için teşekkür ederiz!

Finike Cad. Elmalı ANTALYA 07700

©2019 by SADE KAHVE. Proudly created with Wix.com

bottom of page