Akdeniz'in deli mavisi: Phaselis

Güncelleme tarihi: 15 saat önce

Onunla Olimpos Milli Parkı'nın çam ormanlarında yürümeye başladığında karşılaşırsın.
Zambak kokan bu mavi bayraklı Akdeniz koyunu fark ettiğinde Antalya’nın 60 km güneybatısına düşen bir Likya kentindesindir artık.
Adı Phaselis'tir.
Yunanca'da fasulye...
Teke yarımadasının içine sızdıkça insana neredeyse geldiği yeri sorgulatan Çıralı'yı, Kaputaş plajını, Arykanda yüksekliğini, korsan Olimpos'u, dağların Gökbük'ünü ve Gelidonya fenerli Karaöz'ü hatırlar, Phaselis'i de elmas listene eklersin.
Tekirova girişindeki araç kuyruğu, evet, biraz can sıkıcıdır. Ama o sıra akacak, her şey yolunda gidecektir.
Halkının pintiliğiyle nam salmış kente müze kartla girilir. Sonrasında dalgasız masmavi denizi, temiz plajları, sedir ormanları, tiyatro ve agoralarında kafa tatilin başlar.
Beydağları ormanlarından bir anda Akdeniz'in bir kuytu köşesine çıkılıyor olma düşüncesi bile nöronlarına iyi gelecektir.
Phaselis'te önce 22 metre genişliğindeki ana cadde karşılar seni. Antik yön 3 ayrı limana çıkacaktır.
Kuzey limanında zamanında strateji dönmüş, askerler buradan çıkmıştır karaya. Güney limanında antik kalıntılar üstünde yüzersin, bu muazzam bir mavi yolculuktur. Kuzeye yakın merkez liman alabildiğine sessizdir, içine kaçarsın.
Zamanında gemi kabartmalı sikkeleriyle çevreye nazire yapan kentte gözün 21 asırlık su kemerlerine de takılabilir. Dev yapının toprak rengiyle hemen bütün Phaselis'i içine aldığını fark edersin.
Zengin limanın altyapısı ise ilginç şekilde hala ayaktadır. Sahi, o kuyu ve sarnıçlara pişmiş toprak boruları kimler, nasıl eklemiş? Künkler, büzler hangi teknolojiden, nasıl bir taş işçiliğinden, harçtan doğmuş? En önemlisi, bu cenneti kim kurmuştur?
Antik tiyatro
Phaselis’i bizden 2600 yıl önce bölge insanına mısır ve kurutulmuş balık uzatan Rodoslu korsanlar kurar.
Adamlar havuç verirken sopa mı gösterdi, hemen yağmaya mı girişti; onu bilemiyoruz. Ama kente medeniyet taşıyanlar, helenistik tiyatroyla akropolü diken antik Yunanlar'dır.
Arşa çıkanlarsa yine bizim Romalılar olur.
Phaselis'e üç agora, hamam, bazilika; yetmedi su dağıtım ve ısıtma sistemi ekleyip had safhada mühendislik fantezisine girişirler.
O dönem için bir kalkışmadır bu. Ama asıl kalkışmayı yapan, mutsuz evliliğinden fersah fersah kaçan Hadrianus'tur.
İlginç adam, 21 yıllık diktatörlüğünde portresi sikkelere basılan eş Sabina'yla olan şiddetli geçimsizlikten dolayı Roma coğrafyasını baştan sona adımlayacak, başını bir Londra’dan, bir Adana’dan çıkaracaktır.
Yolu 129 yılında bu defa Antalya’ya düşer.
Kilikya’dan gemiyle Side ve Aspendos’a, sonra da Perge’ye uğrar. Nobrandır, biraz da acımasız...
İnşaat işlerine düşkün Roma İmparatoru, güç sarhoşluğunu da koluna takıp kontrol hastalığını kimseye bırakmadan yeni rotasını belirler.
Şimdiki Portakal Çiçeği Caddesi üzerinden doğru Kaleiçi'ne....

Halkın üzerinden ter boşanır tabii.
Şehirlerine gelecek olan kişi sıradan bir yönetici değildir.
Gelen, Romalı senatörlerin bile zorbalığından, aşırı kibrinden nefret ettiği bir imparator olunca devrin Attaleia’sında bir kaygıdır gider.
Üç kemerli zafer takı, diğer adıyla 3 Kapılar, kendisi henüz bölgeye varmadan aylar öncesinden göğe doğru dikilmiştir.
Hadrianus 5 bin kişilik lejyonuyla Kaleiçi’ne giriş yapar; yollar hareketli, insanlar sağa sola koşuşturma halinde, şimdiki yat limanı hınca hınç Roma kadırgalarıyla doludur.
Kale kapısında ihtişam, aç merak, psikolojik gerilim, lobi arayışı, yancılık, safdil alkışlar iç içe geçer. Gariban halkın yüzü her zamanki gibi güler de güler.
Hadrianus histerik alkışlar eşliğinde 3 Kapılar’a yaklaşır. Orta kemerin altından sadece o geçecektir. Saray erkanının Roma liderinin ardından geçip gitme fantezisi bile kadüktür. Onların payına bugün pub sarhoşlarının işediği yan kemerler düşer.
“Roma’nın 5 İyisi”nden biri seçilen İmparator, Perge şarabını içtikçe hallenir, “Şu Phaselis’e de bi’ bakalım hele” deyince ordu, bürokrasi ve tüccarlar bu defa Kemer’in güneyine akar.
Perge şaraplarının etkisinden midir bilinmez, kölesi gibi gördüğü eşi Sabina'ya nedensizce atıp tutarak kente Kuzey Limanı'ndan giriş yapar.
Phaselis'in ana caddesi üzerinde yer alan tek kemerli kapı da onun adına inşa edilmiş; bir Hadrian, bir Hadrian kapısından daha geçip gitmiştir.
Parlak bakırdan yazılmış Hadrianus ismi Hadrianus Kapısı
Sonraki 125 metrelik agora yürüyüşünde halk fırsat bu fırsat altın, şarap ve tamahkar taleplerini hazır edecektir.
Atarlı İmparator'un memnuniyetsizliği Rodos depremlerinden, Demre hortumlarından daha can kıyıcıdır. Çam, kırmızı zambak ve fasulye kokulu üç çarşı, özel ısıtmalı hamam, helenistik tiyatro koro halinde gezilir; gerilimli denetim sorası Hadrianus da memnundur, pintiler de...
Üstüne kente veda edilir.
İmparator'un hem Kaleiçi, hem de Phaselis'te altından geçtiği kemerler de kitaba geçer, Hadrian Kapısı oluverir bir anda.
Taş işçiliğine tutkun, Yunan kültürüne hayran Hadrianus, Phaselis'e de Atina gibi sihirli dokunuşunu yapmış, Roma liderinin ardından antik Yunan kenti tam 3 asır sikkelere gark olmuştur.
Britanya’daki kuzey duvarından bizim Edirne’ye kadar neden taşlara, kentlere Hadrianus adının verildiğini bu sikkeli ziyaretler anlatır durur.
Kaynak: kulturportali.gov.tr
Peki denizden babası çıksa yiyen, zeytinyağı damıtıp şarap üreterek Doğu Akdeniz'i parmağında çeviren zengin bir limana rahat verilir mi?
Tabii ki hayır!
Kemal Tahir'in tabiriyle, aşırı güzelliğin her zamanki kıyıcı tarafı çıkar ortaya. Pers’i, Lmyralı’sı, Arap’ı, rahatsız İskender’i kılıç kuşanıp durur burada.
Olimpos korsanı zaten hayvani dürtüleriyle önceden yağmaya girişmiş, Phaselisli devir devir "gelene ağam, gidene paşam" modunu açmıştır.
Bu yatıştırma politikası bölgede "hep bana, hep bana" refahıyla karşılık bulsa da sonrası karanlıktır. Fasulye'den pasta, ondan da paylaşılamayan dilimler zuhur edecek, kuytu kentte kol gibi güç savaşları başlayacaktır.
Bu süreçte, antik Yunan kenti bir Likya Birliği üyesi olur, bir Roma üssü…
Bir tarafını Venedik iskelesine kapitüle eder, diğer tarafını Bizans bazilikasına...
Ama kentin perdesi bizim Hadrianus'tan 1100 yıl sonra tamamen kapanır.
Teke yarımadasında Moğol vandallığının hissedildiği 13.yüzyılda son Phaselisli de çekip gider limandan.
Geriye ıssız agoralar arasında yüzyıllarca kendi başına bırakılmış, hafıza kaybıyla Rus turistlere tutunan deli mavi bir antik kent kalır.
Biraz da Likya halkının minnetini sunmak için çiçeklerle andığı savaş ve bilgelik tanrıçası Athena'nın serin ruhu...
Fotoğraf: turizmtr.com Likya Yolu'nun 7 durağı



Yorumlar